HAYDİ DURMA RUHUNU TEMİZLE SENDE
Ruhunuzu kirleten şeylere izin vermeyin sloganıyla yola çıkan Türkiye’nin ilk ve tek ruh temizleme merkezi (RUTEM) açıldı. Rutem genel müdürü Ruhinur Çöpsüz, muhabirimize şunları söyledi. Günlük hayatın içindeki koşuşturmalar, insan ilişkileri, iş stresi falan derken, insan ruhu çöp tenekesine dönüşüyor.Biz Rutem’de insanların ruhlarını temizliyor ve onları yeni bir hayata hazırlıyoruz.Rutem merkezinde ruh temizleme seansına katılan muhabirimiz duygularını, bu kesinlikle ruhani bir olay, farklı bir deneyim, herkese tavsiye edebileceğimiz bir değişim diye açıkladı.
Muhabirimiz ısrarlı sorular karşısında ruh temizleme aracının tıpkı bir çamaşır makinesi gibi çalıştığını söyleyerek, seansın başlarında başının döndüğünü ilerleyen dakikalarda ise ruhunun döndüğünü söyledi.
İNTİHAR KAPSÜLLERİ
Sudan ucuz intihar kapsülleri
Hap niyetine.
Üstelik intihar garantili.
İntihar eden kim?
Siz…
İntihar garantili olan.
Sudan ucuz kapsüller.
Yirmi birinci yüz yıl
İnsanına.
Sudan ucuz intihar.
Sudan ucuz hayat.
Biz bu evrende yalnız mıyız?
Sudan ucuz yalnızlık.
Yapayalnızlık
Kalabalıklar içinde.
FERDİNAND VE GULUŞKA
Ferdinad’ın köpeği bir kır gezintisinde küçük çişini etti. Ferdinand, gözlerine inanamıyordu. Bir Ferdinand köpeği nasıl böyle birşey yapardı. Hemen köpek bakıcısını çağırttı. Bu duruma bir çözüm bulması gerekiyordu.
Bir hafta sonra bir kır gezintisinde Ferdinand’ın köpeği aletini çıkartarak, aletini çıkartarak mı? Aleti meydandaydı zaten ulu orta sallanıyordu. İşedi. Ferdinand küplere binmişti. Köpek bakıcısını çağırttı. Zavallı adamcağıza bir kıyamet laf etti fena halde esti gürledi. Köpek bakıcısı alı al moru mor ayrıldı oradan. Bu olay üzerinden üç gün geçmişti ki, (ormanda dolaşırken) Ferdinand’ın köpeği bu kez Aman Tanrım bu ne küstahlık Ferdinand’ın ayakkabısına etti çişini. Ferdinand deliye dönmüştü adeta, avaz avaz bağırıyor yeri ğöğü inletiyordu. Zavallı hayvancağız Ferdinand’ın gök gürültüsüne benzeyen sesinin etkisiyle iki metre öteye kaçmıştı. Ama Ferdinand şimdi sakinleşmişti. Az önceki öfekesini unutmuşa benziyordu. Biraz ilerideki hayvana tatlı dille sesleniyordu.
“Gel Guluşka gel yavrum.”
“Gel kuçu kuçu”
“Gel Guluşka gel.”
Guluşka ise az evvelki gümbürtünün etkisinden henüz kurtulamamış şaşkın şaşkın bakınıyordu etrafına.
“Gel kuçu kuçu”
Guluşka sonunda Ferdinand’ın samimiyetine inanmış olacak ki, kuyruğunu sallayarak sahibinin yanına geldi. İşte o zaman Ferdinand’ın ağzı şaşkınlıktan bir karış açık kaldı. Çünkü; Guluşka, az önce çişini ettiği Ferdinand’ın papuçlarını yalıyordu. Bunun üzerine Ferdinand iki büklüm yere eğilerek köpeğe seslendi.
“Guluşka yavrucağızım, dilceğizini pisletmeye değer mi?”
“Bırak… Bırak diyorum sana Guluşka”
“Ben… Ben temizlerim.”
Ferdinand böyle dedikçe hayvan daha bir iştahla yalanıyordu. Sonunda Ferdinand’ın tepesi attı.
“Defol git Guluşka” diye payladı hayvanı.” Ben temizlerim papuçlarımı.”
Ferdinand böyle dedikten sonra hemen papuçunun tekini çıkarıp ağzına götürdü.
GÜNEŞİN BENLERİ
Dün gece eşoğlu eşeğin biri meyhanede adamakıllı içmişti. Laf arasında güneşin benlerini (lekelerini) sileceğini söyledi. Kimse umursamadı eşoğlu eşeği. Bir kadeh daha içti eşoğlu eşek. Meyhaneden dışarıya adımını atar atmaz, oracığa yığılıp kaldı. Ölmüştü.
Kimbilir daha kaç eşoğlu eşek var dışarıda, güneşin lekelerini sileceğini söyleyen.
Ama garson Aram’a sorarsanız, işi zor mu zor eşoğlu eşeklerle.
Kimi güneşin benlerini siler.
Kimi şatafatlı kuleler diker.
Kimi de envayi çeşit kadını …
DOSTUM DOSTUM
Biliyorum aynı şeyleri hissetmeyiz. Aynı şeyleri hissetseydik aynı aynı insanlar olurduk. Oysa ki ayrı ayrı insanlarız. Bizi farklı kılan şeyler insan doğasının gereğidir.
Birbirimizin farklılıklarına tahammül edip, hoşgörüyle yaklaşabilirsek, dahası saygı duyabilirsek birbirimize, birarada yaşayabiliriz.
Bir arada yaşamanın kuralı koyun sürüsü olmak değil, birbirimizin farklılıklarına hoşgörüyle yaklaşıp saygı duyabilmektir.
İnsanın iç kavgaları ve çıkar çatışmaları, içinde kalırsa kendini yiyip bitirir, dışına taşarsa başkalarınıda yiyip bitirir.
İnsan kurdu olup, insan yiyeceğimize insan dostu olup, birarada yaşayalım.
Unutmayalım ki kurt olmak kolay dost olmak zordur.
ARTIK KEFENİN CEBİ VAR
Cepli kefenler üretildi. Özellikle zengin kesimin ilgi gösterdiği gömlek cepli kefenler adeta yok satıyor. Cep üzerinde “Cennete gidesin” “Yolun açık olsun” “Kolay gelsin moruk” “Sen bu işin sonunu düşünmedin mi?” “Eyvallah millet” “Dikkat taze ölü” “ölü ve mutlu” “Sola dönülmez” “Sağa dönülmez” “Tam yol ileri” “U dönüşü yapılmaz” gibi ibareler bulunuyor.
KOBAY
Özgün adı “Flowers for Algernon” olan Daniel Keyes’in romanı Kobay koridor yayıncılık cep serisinden. Fiyatı 9,90 TL
Romanda yetişkin biri olmasına rağmen cok düşük IQ lu Charlie’nin geçirdiği deneysel bir ameliyat sonrası zekasının normalin çok üstüne çıkması sonucu yaşadığı çelişkiler, dokunaklı bir şekilde anlatılıyor.
Kısa sürede bir çok yabancı dili öğrenen, başkalarının deyişiyle dahi ve bencil biri haline gelen Charlie zamanla eski günlerine özlem duymaya başlar.
Bu arada daha evvel ,bir labaratuvar faresi olan Algernon adlı fareye de aynı deneysel ameliyat uygulanmıştır. Algernon’da ani bir gerileme başlayınca, aynı olayın Charlie’ninde başına geleceği kuşkusu doğar. Acaba Charlie’de aynı gerileme olacakmıdır?
Herkesin kütüphanesinde bulunması gereken oldukça dokunaklı, duygu dolu bir kitap.
UNUTMAYIN ÖNCE RUH YARATILDI
Beden ölür, ruh ise ölümsüzdür. Dünyada sevgi ile beslenmeyen ruhların ızdırabı sonsuza dek süren işkenceye benzer. Nasıl bir bitki, susuz kaldığında kuruyorsa ruh da sevgisiz kaldığında ölür. Ruhunu sevgi ışıgıyla aydınlatmayan her bir kişi karanlığa teslim olur. Karanlık artıkça kişinin ruhu uçurumun kenarına doğru sürüklenir. Kötülük sinsice ilerleyen bir hastalık gibi düşüncelerini esir alır.
Kişi kendini kötü düşüncelerden kurtarmak isterken büsbütün batağa saplanır.
(Aslında) İnsan ruhu bir kandile benzer, yakıtı ise sevgidir. Sevgiyle beslenmeyen her ruh er geç sönecektir.
Bu konuda son sözü de “Virgil” söylesin.
“Sevgi herşeyi fetheder, biz de sevgiye teslim olalım.”
CİDDİYE ALINAN HAYAT ŞIMARTILMIŞ BİR ÇOCUK GİBİDİR
Ciddiye alınan hayat, şımartılmış bir çocuk gibidir,eninde sonunda üzerinize çiş eder.
Konya’da biri krizde bakamadığı gerekçesiyle cami avlusuna hamster bıraktı.
Ciddiyet (Gerçek)
Hayatı asla ciddiye almayın, bir şaka gibi yaşayın.
73 yaşındaki dede ineğe tecavüz ederken basıldı.
Şaka (Gerçek)
Hayat sizi pış pışlarken bir beşikte sallar gibi, iyiye ve kötüye sallar, eğer uyursanız kötüye gidersiniz. Uyanık kalırsanız iyi’ ye doğru gidersiniz.
Bir markette avakado’nun yanında kullanma klavuzu veriliyor. Ciddiyet (Gerçek)
Hayat ömür boyu ninniler söyleyerek uyutur insanı, insan yalnızca bebekliğindeki ninnileri hatırında tutar.
Ne bilim? bilgisayar proğramını bilen eleman aranıyor Şaka.
İntihar etmek için doğalgaz borusuna ip bağlayan bir vatandaş, ip kopunca doğalgaz borusunun kafasına düşmesi sonucu öldü. İntihar mı kaza mı belli değil. Ah kader işte…
BİZİM AYTEN
“Aynalı Kemer olmazsa ben gelin gitmem” Bu ne lan dedim sabah sabah. Zaten kafam olmuş üç buçuk. Akşamdan kalmayım. Ultra psikolojim bozuk. Akşam yatarken radyoyu kapatmayı unutmuşum. Kadının biri aynalı kemer diye çığırıyor. Fe Sübhanallah. Devir değişti gülüm. Şimdiki kızlar kemere memere bakmıyor. Evi var mı arabası var mı? diye soruyorlar.
Demişken Ayten geliverdi aklıma.
Ortaokul mezunuydu Ayten. Evlenmeden önceki yani şimdiki kocasından önce bir başka beyle çıkıyordu. Bu bey karısını boşamıştı Çocuk yapmıyo diye. Bizim Ayten hemen atladı. Biz bi evlenelim şak diye yaparım çocuğu diyordu adama. Az gittiler uz gittiler. Ayten bu arada her buluşmada çocuk yapmanın inceliklerini anlattı durdu. Sonra bir gün adam bunu terkediverdi. Niyeyse.
Ayten bu sana yerinde durur mu? Şak diye bir hafta sonra başka bir sevgili buldu. Hemde sıkı durun şimdi. Enişte 100 Başı. Ayten ne yaptı etti adamı öyle bir kafaladı ki, adamcağız neye uğradığını anlamadan soluğu nikah masasında aldı.
Onlar ermiş muradına diyeceğim amma, hikaye burada mecburen yön değiştiriyor. Gelin birde Ayten’in bekar arkadaşları ne yaptılar ona bakalım.
“Ay kız adam kambur mu ne”
“Dişleride çarpık çarpıktı gördün mü”
“Gözü de tekliyodu galiba”
“Yok artık”
“Şey tik var diyecektim”
“Herifte tip yok ayol. Üzerine para verseler almam.”
Bunu söyleyen Şeyda’ydı. Şeyda’ya ne para verdiler ne de 100 başı kısmeti çıktı. Zavallı Şeydacık, fena halde takmıştı Ayten’in 100 Başıyla evliliğine. Laf aramızda 1000 Başının birini evliliğe razı edeceğini söylüyordu. Ne yani Ayten 100 başıyla evlenmişti de o altamı kalacaktı.(Muhtemelen öyle olur bu işler.)
Aradan yıllar geçti. Geçengün orduevinin önünde rastladım Şeydaya.
“Ne o kız dedim”
“Aaaa dedi” boynuma sarıldı öptü.
“Ne işin var senin burda”
“Şey dedim orduevinin su tesisatı bozukmuş tamire geldim”
“Yaaa!”
“Eeee sen, yani sen napıyosun.”
Yaşlanmıştı. Saçı başı ağarmıştı. Bir an hamile sandım ama yok değilmiş. Göbek yapmış.
“Noldu senin 1000 Başı dedim”
“Hiç sorma dedi” Ama hemen ardından ağzından baklayı çıkarıverdi. Bir generalle ilgileniyomuş.
“Yaaa! dedim.”
Bu işler böyledir işte. seneler geçtikçe rütbelerde değişiyor.
“Neyse seni tutmayayım dedim. Paşayla işine engel olmıyayım yani.”
Tekrar boynuma sarıldı ve öptü. Daha önce hiç böyle öpmemişti beni. Paşa olmadığıma dua ederek, oradan kirişi kırdım.
-
Yeni
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Ekim 2009 (2)
- Eylül 2009 (8)
- Ağustos 2009 (22)
- Temmuz 2009 (25)
- Haziran 2009 (30)
- Mayıs 2009 (8)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS